Işının Davranışları (behavior of the beam)


1. Işının Geçişi (Transmisyon)

Işının, şeffaf bir madde içindeki ilerleme hızının vakumdakinden daha düşük olduğu deneysel olarak gözlenmiştir. İlerleme hızı ayrıca ortamdaki atomların, iyonların veya moleküllerin cinslerine ve konsantrasyonlarına da bağlıdır. (Şekil-6)

Bir ortamın refraktif (kırma) indeksi onun ışın ile etkileşiminin bir ölçüsüdür ve aşağıdaki bağıntı ile verilir. Burada, ni i frekansındaki refraktif indeksi, vi ışının ortamdaki hızı, ve c ışının vakumdaki hızıdır.


Şekil-6: Işının geçişi (transmission)


Transmisyona neden olan etkileşim, ışının elektrik alanının değişmesiyle açıklanabilir. Değişen elektrik alanı, ortamda bulunan taneciklerin bağlı elektronlarının dalgalanmalarını ve her bir taneciğin polarize olmasını sağlar. Işının absorblanmaması koşulu ile tanecikler polarizasyon enerjisini çok kısa bir süre (10-14–10-15 saniye) tutarlar ve değişikliğe uğratmadan tekrar çıkarırlar; tanecikler de orijinal durumuna dönerler. Bu olayda herhangi bir enerji değişikliği olmadığından maddeden çıkan ışının frekansı değişmez fakat ilerleme hızı, tanecikler tarafından tutulma ve tekrar bırakılma sırasında geçen zaman nedeniyle biraz azalır. Bu açıklamadan sonra transmisyon olayını, ara kademede atomların, iyonların veya moleküllerin dalgalandığı basamaklı bir işlem olarak tanımlayabiliriz.

Bir ortamda polarize olan her bir tanecikten çıkan ışının değişik yönlerde hareket edebileceği düşünülebilir. Taneciklerin küçük olması halinde, zıt yönlü ışınların birbirlerini yok etmesi sonucu orijinal ışık yolunun yönünden farklı yönlerde önemli derecede bir hareket görülmez. Taneciklerin, polimer molekülleri veya kolloidal tanecikler gibi büyük olması durumunda ise birbirini yok etme etkisi zayıflar ve ışınların bir kısmı farklı yönlerde hareket ederler, yani saçılırlar.


2. Dağıtma (Dispersiyon)

Işının hızı frekansa bağımlıdır; dolayısıyla, refraktif indeksin frekansla değişmek zorunluluğu vardır. Bir maddenin refraktif indeksinde, frekans veya dalga boyu ile meydana gelen değişikliğe bu maddenin "dağıtması " denir.

Beyaz ışık bir prizmada, Şekil-7’de görüldüğü gibi, dispersiyonla spektral renklerine ayrılabilir. Genellikle, dalga boyu arttıkça indeks azalır; madde içinde mavi renk kırmızı ışıktan daha yavaş hareket eder. Dispersiyon, bir prizmada renklerin ayrılmasını sağlayan bir olaydır; aynı zamanda merceklerdeki istenmeyen kromatik sapmayı da açıklar.


Şekil-7: Beyaz ışığın  bir prizmada dispersiyonu



Şekil-8: Tipik dispersiyon eğrisi; anormal dispersiyon bölgelerinde; refraktif indeks frekans ile azalır


Bir maddenin dispersiyonu hidrojenin mavi F hattında, sodyum sarı D hatlarında ve hidrojen kırmızı C hattındaki indeksi ölçülerek karakterize edilir. Dispersiyon Abbe sayısı (veya n, veya V sayısı) denilen standart bir parametreyle ölçülür.

       
nD: sodyum sarısı, nF: hidrojen mavisi, nC: hidrojen kırmızısıdır.

Camlar: n ³ 55, düşük dispersiyon; mercek camları, n < 50, yüksek dispersiyon; kristal camlar içindir.

Tipik bir maddenin dağıtma eğrisi Şekil-8’de verilmiştir; grafikte iki bölge bulunur; bunlar "normal dağıtma" ve "anormal dağıtma" bölgeleridir. Normal dağıtma bölgesinde maddeye gönderilen ışının frekansının artmasıyla (veya dalga boyunun azalmasıyla) maddenin refraktif indeksi de artar. Anormal dağıtma bölgelerinde ise bazı frekanslarda refraktif indeks değerlerinde ani değişiklikler olur; bu tür dağıtmalar maddenin molekül, atom, veya iyonlarının bir kısmı ile birleşebilen harmonik (uyumlu) frekanslarda gözlenir. Harmonik frekanslarda ışından maddeye belirli bir enerji nakli olur ve ışın absorplanır.

Enstrümanların optik parçalarının seçiminde dağıtma eğrileri oldukça önemlidir. Örneğin, lenslerin üretiminde kullanılacak en uygun malzemeler, belirlenmiş dalga boyu aralığında normal dağıtma eğrisi veren, yüksek ve oldukça sabit (refraktif indekse bağımlı olmayan) refraktif indeksli malzemelerdir. Bu tip malzemeler, lenslerdeki kromatik sapmayı en düşük düzeye indirir. Tersine, prizmaların üretiminde refraktif indeksi yüksek fakat frekansa çok bağımlı olan malzemeler kullanılmalıdır. Bir prizmanın kullanıldığı dalga boyu aralığı, bunun üretildiği malzemenin anormal dağıtma bölgesi göstermeye başladığı frekansa kadar olan kısımdır.


Şekil-9: Refraktif indeksin dalga boyuna bağımlılığı (normal dispersiyon; refraktif indeks dalga boyu ile azalır, veya frekans ile artar)


3. Işının Kırılması (Refraction)

Işın fiziksel yoğunlukları farklı olan bir ortamdan diğerine geçerken, bu iki ortamdaki hız farkı nedeniyle aniden yön değiştirir.


Şekil-10: Işının kırılması


Bir ışının böyle yön değiştirmesine ışığın kırılması denir (Şekil-10) ve aşağıdaki ifade ile gösterilir.


M1 ortamı vakum ise v1 = c, n1 =1’dir; M2 ortamının refraktif indeksi de bu durumda iki açının sinüsleri oranına eşit olur.


4. Işının Yansıması (Reflection)

Refraktif indeksleri farklı olan iki ortam arasına giren ışının bir bölümü yansımaya uğrar. Ortamlar arasındaki refraktif indeks farkı ne kadar büyük olursa ışının yansıyan bölümü de o kadar fazla olur.

Yansıma Yasası: Yansıtıcı bir yüzeye gelen bir ışın, yüzeye dik olarak çizilen bir doğruya (normal) göre gelme açısına eşit bir yansıma açısıyla yansır (Şekil-11). Bu yansıma yasası Fermat ilkesinden çıkarılır.


Şekil-11: Işının yansıması


Yüzeyler arasına giren bir ışın demetinin yansıyan bölümü


denklemi ile verilir. Burada I0 gelen ışının şiddeti, Ir yansıyan ışının şiddeti, n1 ve n2 ortamların refraktif indeksleridir.

Toplam İç Yansıma (Total internal reflection): Kırılma ve yansıma bir arada olduğunda iç yansıma olayı söz konusudur. Örneğin, refraktif indeksi na olan daha yoğun bir ortamdan gelen ve refraktif indeksi nb olan daha az yoğun ikinci bir ortamın yüzeyine çarpan ışınlar böyle bir durum gösterirler. Şekil-12’de P kaynağından çıkan ışınların geçme, kırılma ve yansımaları görülmektedir. Işınların gelme açısı qa dır; kırılma açısı qb = 900 olduğunda, qa kritik açı olarak tanımlanır ve qkrit. olarak gösterilir. Bu durumda Snell kanunu,


Şekil-12: Toplam iç yansıma



5. Girişim (Interference)

İki veya daha fazla ışık dalgasının yeni bir dalga görünümü vermek üzere üstüste binmesine “girişim (interference)” denir. Bileşke veya sonuç dalganın tanımlanabilmesi için dalgaların yönü çok önemlidir. Dalgalar faz içindeyse, aşağıdaki Şekil-13’de görüldüğü gibi davranırlar. Sonuç dalganın genliği, I ve II dalgalarının toplamıdır; bu durum ‘olumlu girişim’ olarak tanımlanır.

İki dalganın p radyan düzlem dışında olması durumunda sonuç dalganın genliği, her iki dalganın genliklerinden daha küçüktür. Bu tür girişim, ‘olumsuz girişim’dir. Şekil-14’de görüldüğü gibi büyük dalganın (I) genliği 0.3 birim, küçük dalganınki 0.2 birim olduğunda, sonuç dalganın genliği 0.1 birim, yönü büyük dalganın yönündedir. Her iki dalga da aynı genlikte olduğunda birbirlerini yok ederler ve sonuç dalganın genliği sıfır olur.

İki dalga p/2 radyan düzlem dışında ise sonuç dalganın en yüksek genliğe sahip olduğu konum, iki dalganın kesiştiği noktalardır (Şekil-15).

Fransız matematikçisi Sean Fourier'in (1786-1830) geliştirdiği ve Fourier dönüşümü olarak adlandırılan bir matematiksel işleme göre, bir dalga hareketi basit sinüs veya kosinüslü ifadelerin toplamı ile tanımlanabilir.

y = A (sin 2 pnt + 1/3 sin 6 pnt + 1/5 sin 10 pnt +..+ 1/n sin 2n pnt)

Fourier dönüşümü modern bilgisayarlar ile kolaylıkla çözülebilen rutin işlemler haline getirilmiştir.


Şekil-13: Faz içinde hareket eden iki dalga (I ve II) ve sonuç dalganın görünümü


Şekil-14: p radyan düzlem dışı hareket eden iki dalga (I ve II) ve sonuç dalganın görünümü


Şekil-15: p/2 radyan düzlem dışı hareket eden I ve IIdalgaları ve sonuç dalganın görünümü


6. Işının Saçılması (Scattering)

Bir maddeden ışın geçerken maddenin iyonları, atomları veya molekülleri ışının enerjisini çok kısa bir süre tutarlar ve polarize olurlar; 10-14 –10-15 saniye gibi bir süre sonra tanecikler tuttukları enerjiyi bırakarak orijinal durumlarına dönerler. Bırakılan ışın her yöndedir. Tanecikler, ışının dalga boyundan daha küçük ise, orijinal yönde ilerleyen ışının dışındakilerin hemen hemen tamamı yok olur. Etkileşimler sonucu ışığın yolu değişmemiş gibi görünür. Çok dikkatli incelemelerle ışının çok az bir kısmının orijinal yönün dışında, her açıda hareket ettiği gözlenebilir. İşte bu duruma ışığın saçılması diyoruz. Saçılan ışığın şiddeti ortamdaki taneciklerin büyüklüğü ile orantılı olarak artar. Tanecikler kolloidal büyüklüklerdeyse, saçılma o kadar şiddetlenir ki çıplak gözle bile izlenebilir (Tyndal olayı).

Elastik Saçılma; Rayleigh Saçılması: Işının dalga boyundan daha küçük dalga boylu taneciklerin neden olduğu saçılmaya "Rayleigh Saçılması" denir; şiddeti, taneciklerin büyüklüğüne ve polarize olabilmesine, ayrıca ışının dalga boyunun dördüncü kuvvetinin tersine bağlıdır. Rayleigh saçılması, saçılan fotonların enerjileri değişmediğinden elastiktir; Gelen fotonun enerjisi, atomu uyarılmış bir seviyeye geçirmek için çok küçüktür.(Şekil-16a)

Elastik Olmayan Saçılma; Raman saçılması: Raman etkisinde, saçılan ışının bir kısmında frekans değişiklikleri olur. Bu değişiklikler, ortamdaki taneciklerin polarizasyonuyla moleküldeki titreşim enerji seviyelerinin değişmesinden kaynaklanır. Gelen foton, atomun uyarılmış bir hale geçişini sağlayacak yeterli enerjiye sahiptir. (Şekil-16b)


Şekil-16: Rayleigh ve Raman saçılmaları


7. Kırınım (Difraksiyon)

Işının katı bir maddeye çarpmasıyla meydana gelen difraksiyon saçılmanın, dar bir (veya daha fazla) aralıktan geçmesiyle meydana gelen difraksiyon ise girişim olayının bir sonucudur.

Difraksiyon Bir Saçılma Olayıdır: X-ışınları bir katı kristale çarptığında her yönde saçılmaya uğrar. Bu yönlerden bazılarında saçılan demetler tamamıyla faz içindedir ve biri bir diğerini kuvvetlendirerek kırınım şekli meydana getirir. Bu durumun hangi koşulda gerçekleşeceği Bragg kanunu ile açıklanır (Şekil-17).


Şekil-17: Bragg kanununun şematik tanımı


Bragg kanununa göre, dalga boyu l olan paralel ve monokromatik bir X-ışını demetinin bir kristal örnek üzerine q açısı ile geldiği varsayılır; eğer,


ise, difraksiyon meydana gelir. Burada, d: atomik üzlemler arasındaki mesafe, n: bir tam sayı ((1, 2, ...., n), l: dalga boyu, q: atomik düzlemlerle gelen X-ışını arasındaki açıdır.

Difraksiyon Girişim Olayının Bir Sonucudur: Difraksiyon ve girişim arasındaki ilişki Thomas Young tarafından yapılmış olan bir deneyle (1800) kolayca saptanabilir. Şekil-18(a)'da görüldüğü gibi, paralel bir ışın demeti, büyüklükleri hemen hemen aynı olan birbirlerine yakın durumdaki iki B ve C yarıklarını aydınlatır; bunlardan çıkan ışın XY düzlemi üzerinde bulunan bir ekranda gözlenir.

Işın monokromatik ise sayfa düzlemine dik bir düzlemde bir seri karanlık ve aydınlık şekiller oluşur. Şekil-18(b), ekrana ulaşan çeşitli bantların şiddetlerini göstermektedir. Yarık genişlikleri ışının dalga boyuna yakınsa band şiddetlerindeki düşüş az, daha geniş yarıklar durumunda ise düşüş çok belirgindir.

B ve C yarıklarını ayıran opak maddenin gölgesinde merkez bandı E’nin bulunuşu, B-E ve C-E mesafelerinin birbirine eşit olmasıyla açıklanır. Böylece iki yarıktan kırılan ışığın, ışık şiddetini artırma etkisi nedeniyle E’deki şiddetli bant oluşur. Bu bant, diğer kısmen zayıf banların (D gibi) oluşumunu da gerçekleştirir.


Şekil-18: Difraksiyon ve girişim olaylarının şematik görünümleri


Şekil-18(c)'den, ışık şiddeti artışının maksimum olma koşulları çıkarılabilir. Kırınım açısı, q, B ve C yarıklarının tam ortasında bulunan O noktasından (yani yarıklar arasındaki yarı yol), maksimum şiddetin olduğu D noktasına kadar çizilen noktalı çizgi ile normal (OE) arasında kalan açıdır. Kesiksiz çizgilerle gösterilen BD, ve CD, B ve C yarıklarından D noktasına gelen daha zayıf şiddetteki ışık geçişlerini gösterir. OE mesafesi, yarıklar arasındaki BC uzaklığı ile kıyaslandığında o kadar büyüktür ki pratik uygulamalarda BD, OD ve CD’nin birbirine paralel olduğu varsayılabilir. BF doğrusu ise CD ye diktir ve buradaki BCF üçgeni DOE üçgenine benzer bir üçgendir, dolayısıyla CBF açısı, kırınım açısı q’ya eşittir. Buna göre aşağıdaki bağıntı yazılabilir:

CF = BC sin q

BC, OE’ye kıyasla çok çok küçük, FD ile BD ise hemen hemen eşit olduğundan CF, BD ve CD ışın demetlerinin geçiş uzaklıkları arasındaki farkı gösterir. Bu durumda CF, ışının D noktasındaki dalga boyunu belirtir.

l = CF = BC sin q

Dalga boyu l’nın tam katları olan değerler de, yani 2 l, 3 l, gibi değerlerde de başka bantlar elde edilir. Bu nedenle dalga boyu denklemi genel bir ifade olarak tanımlanır.

n l = BC sin q

n, girişimin mertebesini gösteren bir tam sayıdır. Kırılan demetin ekran düzlemi boyunca doğrusal yer değiştirmesi DE, yarıklar arasındaki BC açıklığına ve yarıkların bulunduğu düzlemle ekran arasındaki OE mesafesine bağlıdır. Bu nedenle,


Bu eşitlikten BC, DE, OE ölçülebilen değerler olduğundan ışığın dalga boyu hesaplanabilir.

Uyumlu Işın: Şekil-18(a)'da görüldüğü gibi bir kırınım şekli elde edebilmek için, B ve C yarıklarından geçerek ekran üzerinde, mesela D veya E gibi bir noktaya giden elektromagnetik dalgaların faz farkının belirli ve zamanla değişmemesi, sabit kalması gerekir. Bu durumda B ve C yarıklarından geçen ışın "uyumlu"dur. Uyumluluk koşulları:

  • Her iki ışının aynı frekansta ve aynı dalga boyunda olması (veya aynı frekanslar ve aynı dalga boyları aralığında),
  • İki ışın demeti arasındaki faz ilişkisinin sabit olması, zamanla değişmemesidir.

Şekil-18(a)'daki B ve C slitlerinin ayrı filament lambalarla aydınlatılması halinde, önceki denemede ekran üzerinde görülen ve bir düzen içinde sıralanan aydınlık ve karanlık şekillerin kaybolduğu, yerini düzensiz bir aydınlatmanın aldığı görülür. Bu, filament kaynakların "uyumsuz" karakterleri nedeniyle ortaya çıkar.

Uyumsuz kaynaklarda, her bir atom veya molekül tarafından yayımlanan sayılamayacak kadar çok ışık bir araya gelerek ışın demetini oluştururlar. Bu tip bir ışın demeti mikrodalgalar ve lazer ışınlarında da olduğu gibi, boyu birkaç metre olan bir seri "dalga katarı" dır. Bir katarın üretilmesi rasgele bir işlem olduğundan, katarlar arasındaki faz farkları da değişkendir. B yarığından ekrana ulaşan bir dalga katarı, C yarığından gelen katar ile aynı fazda bulunabilir ve girişim kuvvetlenir (olumlu girişim); tersine aynı noktada katarlar tamamıyla faz dışında olabilirler ki bu halde girişim zayıflar (olumsuz girişim). Böylece ekran üzerindeki her noktadaki ışık, dalga katarları arasındaki rasgele faz değişikliklerinin hakimiyeti altında bulunur. Sonuçta katarların ortalamasını yansıtan bir aydınlatma oluşur.

Sonsuz uzunlukta ve sabit frekanslı katarlar şeklinde elektromagnetik ışın üreten kaynaklar vardır. Radyo frekanslı osilatörler, mikrodalga kaynakları, optik lazerler, ve çeşitli mekanik kaynaklar bunlar arasında sayılabilirler.

Bu tip kaynaklardan iki tane (B ve C için) kullanılarak Şekil-18(a)'daki gibi düzenli bir kırınım şeması elde edilir. Tungsten filament kullanılarak bu kaynakla da Şekil-18(a)'daki kırınım şeması bulunabilir. Bunun için kaynağın önüne çok dar bir A yarığı konur. A yarığı, kaynaktan gelen ışının sadece çok küçük bir bölgesini B ve C ye geçirir. Bu koşullarda B ve C den yayılan çeşitli dalga katarları, birbirleri ile belirli faz ilişkilerinde ve sabit dalga boylarında, yani uyumlu karakterdedirler. Eğer A yarığı bir miktar genişletilirse, ışık kaynağından daha geniş bir bölge geçirileceğinden B ve C’de oluşan iki ışın demeti birbiri ile kısmen uyumlu olacağından kırınım şeması biraz bozulur. A yarığının daha fazla genişletilmesi halinde ise, ışın demetlerinde uyumsuzluk hakim olur ve ekran boyunca sadece aydınlatma olayı meydana gelir.


8. Işının Polarizasyonu

Düzlem Polarizasyonu: Bir elektromagnetik dalga paketi gibi düşünülen herhangi bir ışında oluşan titreşimlerin, merkezleri ışın demetinin yolu üzerinde bulunan bir seri düzlem üzerinde eşit olarak dağıldığı varsayılır. Bu halde, bir monokromatik demetin, uzunluğu sıfırdan başlayarak maksimum bir genliğe kadar dalgalanan sonsuz sayıdaki elektrik vektörlerinden oluştuğu kabul edilir.

Elektrik vektörleri Şekil-20(a)’daki gibi bir görünüm verirler. XY gibi her hangi bir düzlemdeki vektör iki dik parçaya ayrılabilir; Şekil-20(b)'deki AB ve CD gibi. Her bir düzlemde bulunan benzer iki parçanın birleştirilmesi sonucunda da Şekil-20(c)'deki AB ve CD vektörlerini bulunduran iki düzlem elde edilir.


Şekil-19: Polarize olmamış ışık tüm E (elektrik) vektörleri içerirken, düzlem-polarize ışık tek bir E-vektör yönünü içerir


Şekil-20: (a) Sayfa düzlemine dik yönde hareket eden bir ışın demetinin elektrik vektörleri, (b) XY düzlemindeki bir vektörün iki dik bileşenine ayrılması, (c) tüm vektörlerin ayrılmasıyla elde edilen sonuç


Bu düzlemlerden birinde bulunan ışın demetinin uzaklaştırılması sonucunda diğer düzlemden çıkan ışın demeti "düzlem-polarize" ışındır ve tek bir düzlem üzerinde bulunur. Bir düzlem polarize ışık demeti elektrik vektörünün titreşimi, ortamda tek bir düzlem üzerinde bulunur.

Düzlem-polarize elektromagnetik ışın bazı kaynaklardan elde edilebilir. Örneğin bir antenden çıkan radyo dalgaları genellikle bu karakterdedir. Tek bir atom veya molekülden çıkan ışının da düzlem-polarize olduğu sanılmaktadır. Genel ışık kaynaklarında her yönde hareket eden çok sayıda tanecik olduğundan sonuçta ışık yolu ekseni etrafında her yönde eşit olarak titreşen bir ışık demeti ortaya çıkar.

Işının bazı maddeler tarafından absorblanması onun polarizasyon düzlemine bağlıdır. Örneğin, bir ışın demetine karşı özel bir konumda yerleştirilen anizotropik kristaller seçimli olarak bir düzlemde titreşen ışınları absorblar. Böylece anizotropik kristallerin bir tabakası, Şekil-20(c)'deki gibi bir sistemden, mesela, CD’de bulunan tüm ışınları absorblarken AB’dekilerin hemen hemen tamamını geçirir. Bir polarisazyon levhası, polarize olmamış bir ışık demetinden gelen ışınların yarısını uzaklaştırır, diğer yarısını ise geçirir. Geçirilen kısım, düzlem-polarize ışınlardır ve bunların polarizasyon düzlemi, gelen ışın demeti önüne konan polarizasyon levhasının konumuna bağlıdır. Birbirlerine göre 900 açı yapan iki polarizasyon levhasının ışın demeti yolu üzerine dik olarak yerleştirilmesi halinde ışın geçişi olmaz. Levhalardan biri döndürülmeye başlandığında ışın geçişinin de başladığı, iki levhanın aynı yöne geldiği anda ise, ışın geçişinin maksimum olduğu görülür.

Işının bazı maddeler tarafından yansıtılması, saçılması, geçirilmesi, veya kırılması olayları da polarizasyon yönüne bağlıdır. Bu özellikler dikkate alınarak refraktometre, polarimetre gibi cihazlarla gerçekleştirilen bazı analitik yöntemler geliştirilmiştir.

Doğrusal Polarizasyon: Bir düzlem elektromagnetik dalga doğrusal olarak polarize olur. Enine elektrik alan dalgası bir magnetik alan dalgası eşliğinde hareket eder (Şekil-21a).

Dairesel Polarizasyon: Dairesel polarize ışık, genlikleri eşit iki dik elektromagnetik düzlem dalgadan oluşur (faz içinde 900 farklı) (Şekil-21b)

Eliptik Polarisazyon: Eliptik polarize ışık, genlikleri eşit olmayan iki dik dalgadan oluşur (faz içinde 900 farklı) (Şekil-21c)

Yansımayla Polarizasyon: Işın bir arayüzeye çarptığında 900’lik bir açıyla yansır ve kırılır; yansıyan ışın doğrusal polarize bir ışındır (Şekil-22). Polarizasyonun yönü arayüz düzlemine paraleldir. Bu 900’lik özel açıya Brewster açısı (qp) denir.


Şekil-21: Çeşitli polarizasyonların şematik tanımları


Şekil-22: Yansımayla polarizasyon


Brewster açısı (aynı zamanda polarizasyon açısı olarak da bilinir) ışının özel bir polarizasyonla hiç bir yansıma olmaksızın yüzeyden geçebildiği bir açıdır.

Brewster açısı (qp) = tan qB

Bu ifade Snell yasasından çıkarılabilir.

Snell yasası: n1sin qB = n2 sin a = n2 cos qB

Buradan Brewster eşitliği elde edilir:


Saçılmayla Polarizasyon: Hava moleküllerinde saçılan ışık gelen ışına dik bir düzlemde doğrusal olarak polarize olur. Bir moleküldeki yükler y ekseni boyunca salınıyorsa, y ekseninde ışımaz. Böylece, demet yönüden 90° uzakta saçılan ışık doğrusal olarak polarize olur. Bu durum mavi gök yüzünden Rayleigh saçılmasına uğrayan ışığın kısmen polarize olmasına neden olur. Işığın atmosferde saçılması 1/l4 ile orantılıdır. Moleküller, dipol radyatörü gibi davranır ve dipol ekseni boyunca enerji saçılmaz (Şekil-23).

Absorbsiyonla Polarizasyon: Işının bazı maddeler tarafından absorblanması onun polarizasyon düzlemine bağlıdır. Örneğin, bir ışın demetine karşı özel bir konumda yerleştirilen anizotropik kristaller seçimli olarak bir düzlemde titreşen ışınları absorblar.

Böylece anizotropik kristallerin bir tabakası, bir sistemden, mesela, CD’de bulunan tüm ışınları absorblarken AB’dekilerin hemen hemen tamamını geçirir. Bir polarisazyon levhası, polarize olmamış bir ışık demetinden gelen ışınların yarısını uzaklaştırır, diğer yarısını ise geçirir. Geçirilen kısım, düzlem-polarize ışınlardır ve bunların polarizasyon düzlemi, gelen ışın demeti önüne konan polarizasyon levhasının konumuna bağlıdır.


Şekil-23: Saçılmayla polarizasyon


Birbirlerine göre 900 açı yapan iki polarizasyon levhasının ışın demeti yolu üzerine dik olarak yerleştirilmesi halinde ışın geçişi olmaz. Levhalardan biri döndürülmeye başlandığında ışın geçişinin de başladığı, iki levhanın aynı yöne geldiği anda ise, ışın geçişinin maksimum olduğu görülür.

Bazı kristalin maddeler, bir gelme düzleminde, diğerine göre daha fazla ışın absorblar; sonuçta maddeden geçen ışın ilerledikçe daha da çok polarize olur. Absorbsiondaki bu anizotropiye dikroizm denir. Birkaç doğal dikroik madde vardır ve ticari polaroid de seçici absorbsiyonla polarize olur.


9. Işının Kuvantum Özellikleri

Lazerler (Ligh Amplification Stimulated Emission Radiation): Bir lazerin çalışması için kritik olay üst enerji seviyesinde bir elektronun varlığıdır. Bir üst seviyedeki elekton (E2), aşağıdaki şemada görüldüğ gibi, E1 ve E2 enerji seviyeleri arasındaki farka eşit bir kvantum enerjisi (hn) uygulandığında E2 enerji seviyesinden aynı enerjide ikinci bir foton yayarak E1 seviyesine geçer. Foton prosesiyle meydana gelen bu tür geçişler absobsiyon, emisyon ve uyarmalı emisyonda görülen durumlardır.


Şekil-24: Uyarılmış (stimulated) emisyon


Holografi: Holografi ‘merceksiz fotoğraftır; bu teknikte görüntü resim olarak değil film üzerinde bir girişim şekli olarak görüntülenir. Örneğin, bir lazerden gelen ışın (uyumlu ışın) görüntüsü alınacak objeden yansır ve film üzerinde, referans bir ışın demetinden gelen ışıkla birleşir. Kaydedilen girişim şekli, odaklanan bir görüntüden çok daha fazla bilgi içerir, gözlemciye doğru bir üç boyutlu görüntü sunar.


Şekil-25: Bir holografinin şematik görünümü


Fourier Optikler: Fourier Optiklerde, nesnenin görütüsünün bir difraksiyon paternine dönüştürülmesi için nesne ile dönüşüm (transform) düzlemi arasında bir mercek bulunur. Nesnenin dönüşümünden sonra ikinci bir mercek vasıtasıyla ters transformasyon, bunu takiben de nesne görüntüsünü yenden oluşturacak uzamsal (mekansal) süzme işlemi yapılır. Son aşama tamamlama prosesi olup görüntü (resim) pekiştirme olarak adlandırılır.



Şekil-26: Fourier optiklerin tanımlanması


Fourier optikler ışığın hareketini Fourier analiziyle açıklar. Bunun için Fresnel ve  Fraunhofer difraksiyon bilgilerini kullanır.

Fresnel (veya yakın-alan) difraksiyonda, bir aralıktan geçen bir dalga yakın bir alanda kırınarak bir difraksiyon paterni oluşturur. Oluşan patern aralık ve görüntü düzlemi arasındaki mesafeye bağlı olarak farklılıklar gösterir.

Fraunhofer difraksiyon prosesi, nesne (object) düzlemindeki sliti görüntü düzleminde bir difraksiyon paternine dönüştürür. Bu difraksiyon paterni slit hakkında bilgiler içerir. Kaynak mesafesinin sonsuz olduğu varsayıldığında slitte düzlem dalga vardır, dolayısıyla dalga elementleri faz içindedir. Fraunhofer difraksiyon paterni kırınım nesnesinin Fourier dönüşümüdür.

Bir dalganın difraksiyonu ve s noktasındaki durumu Şekil-27’deki diyagramda görülmektedir. s noktasının daha uzağa çekilmesi halinde uzak-alanda Fraunhofer difraksiyon oluşur.


Şekil-27: Fraunhofer difraksiyonun şematik görünümü


F = Fresnel sayısı


l = dalga boyu, L = aralıktan olan mesafe, a = slit boyutu